1. Seğmenler Su Savaşında Çook Eğlendik!!

Bu haftasonu yapilan su savasinda Ankara Segmenler parkinda cilginlar gibi eglendik. Gecen yildan cok daha guzeldi. Vuvuzela’miz, damacanamiz ile muhtesem bir ekiptik. Uzerine ustluk Gozde ile birlikte Hurriyet’in haberinde kapak olduk 🙂

 

Haber:

30270675

Ankaralılar, sıcak havanın etkisini artırmasıyla Seğmenler Parkı’nda buluşup, su savaşı yaptı. Su tabancaları ve şişelerle birbirlerini ıslatan çok sayıda kişi, renkli görüntüler oluşturdu.

Yaz tatilini Ankara’da geçiren ve son günlerde artan sıcak havadan bunalan Başkentliler, internet üzerinden organize olup, Seğmenler Parkı’nda toplandı. Ankara Student Life adlı ekibin sosyal medyada duyurduğu 1. Seğmenler Su Savaşları isimli organizasyona katılan vatandaşlar, su tabancaları, şişeler ve kovalarla parka gelerek su savaşı yaptı.
Çoğunluğu öğrenci ve gençlerden oluşan grup, yoldan geçenleri de aralarına alıp, sayılarını kısa sürede artırdı. Geçtiğimiz yıl da düzenlenen ve eğlenceli görüntülere sahne olan etkinliğe katılanlar, birbirlerini ıslatarak doyasıya eğlendi.

http://www.hurriyet.com.tr/ankara/29465210.asp

Kim Lan Bu Ismet?

Web sitesi Kim lan bu ismet? olan muhteşem yazılara sahip site.

ismet evinizin bir köşesine yerleşmiş, kim olduğundan asla ve kati bir şekilde haberinizin olmadığı hatta ve hatta adını dahi bilmediğimiz kişiymiş.

— spoiler —

o gece çok içmişti ismet..
karanlık gecede sokakta yürüyordu..
son otobüsünü kaçırmıştı..
çaresiz bir şekilde otobüs durağından aşağı doğru yürüyordu nereye gittiğini bilmeden..
sonra tam önünde kalabalık bir arkadaş grubu gördü..
onlar da epey sarhoştu, bağıra çağıra yürüyorlardı..
tam arkalarında yürürken iyice yaklaştı ismet..
“sigara var mı?” diye sordu..
gruptan biri hemen bir sigara uzattı ve konuşmaya başladılar..
bir eve doğru gidiyorlardı..
hava da iyice soğuktu.. ismet devam etti onlarla konuşarak yürümeye..
kimse sormuyordu kimsin diye?
birinin arkadaşı olduğunu düşünüyorlardı herhalde..
apartmanın önüne geldiler..
hep birlikte yukarı çıktılar..
güzel kocaman salonu olan bir evdi..
ismet artık muhabbete iyice dahil olmuştu..
gerçekten arkadaşları gibi muhabbet ediyordu onlarla..
uykuları gelince ismet’e yer gösterdiler yatması için..
yattı uyudu o sıcacık evde..
sabaha karşı alkolun etkisiyle susamış olarak uyandı..
kalktı mutfağa gidip kana kana su içti..
sonra geri dönüp yattı..
çok mutluydu ismet..

sabah olduğunda herkes uyandı..
kahvaltı hazırlıkları başladı..
herkes onunla muhabbet ediyordu ama kimse adını soramıyordu..
içlerinden “kim lan bu?”, “kimin arkadaşı” diye düşünüyorlardı belli..
ama dün çok içtiklerinden ayıp olur diye soramıyorlardı..

güzelce kahvaltı ettiler..
daha sonra ismet ben artık gideyim artık abi.. dedi ve gitti..

arkasından herkesin aklında aynı soru öylece kaldı..
kim lan bu? kimin arkadaşı?

ismet suratında gülümsemeyle apartmandan çıktı ve otobüs durağına doğru yürüdü..
hava geceye göre epey ısınmıştı zaten..
ne güzel gece geçirdim diye düşündü..
— spoiler —

Derin

Derin, son zamanlarda artık hiç uyuyamıyordu.. Resmen uykuyu kaybetmiş gibiydi.. Gündüzleri ayakta rüyalar görüyordu ya da halüsinasyon. Emin değildi hiç bir şeyden..
Yaşadıklarını algılayamıyodu. Sindirememişti hiç bir kısmını. Daha bir kaç ay önce mutlu değil miydi onunla birlikte. Şimdi ise tek başınaydı.
“Benim İstanbul’a gitmem gerek, üzgünüm.” diyip gitmişti sadece. Daha sonra Derin onu aradıysa da hiç doğru düzgün konuşmamış, meşgulüm vs gibi laflar etmişti. Sindiremiyordu olanları.. Düşündükçe suratı alev alev yanıyordu, avuçlarının içinden sular akıyodu. Neydi yani kariyer bu kadar önemli miydi? İnsan sevdiğini bir şehirde öylece bırakıp gidebilir miydi, hemde karnında bir çocuk bırakıp UTANMADAN!
Derin, önceki hafta adeti geciktiğinden test yapmış ve hamile olduğunu öğrenmişti. Ardından doktora giderek tekrardan teyit ettirmişti. Ne yapacağını bilememiş ve atlayıp yalnız kalmayı en çok sevdiği yere Akçay’a gelmişti. İş yerindekilere ailevi bir mesele demişti ama ailesinin bile haberi yoktu durumdan. Aradıklarında fazla mesai yaptığını söylüyordu..
Karnındaki çocuğu doğurup doğurmamaya karar verememişti henüz? 
Ne yapmalıydı? Yaşı 30’a geliyordu. Ya bir daha hamile kalamazsa, anne olamazsa diye düşünüyordu. Daha ona söylememişti. Söyleyip söylememeye de karar verememişti. Karşısında huzurlu mavilik olmasa gerçekten delirecekti. Deniz onu biraz olsun sakinleştiriyordu. Gündüzleri hafif esen rüzgar, akşamları üşütse de, tatlı dalga sesleri onun yalnızlığına eşlik ediyordu; bir de karnındaki bebek!
“Kız mı erkek mi acaba?” diye düşündü, daha önce bunu hiç düşünmemiş olmasına şaşarak.. Karnını okşadı. Ona çok kızgındı, kendine de kızgındı ama ona daha çok kızgındı.. Şimdiye kadar hep korunmuşlardı, ama bu kez ne hikmekse olmamıştı ve tam da onun gideceği zamanı bulmuştu.. 
Dalgaların sesini dinlyerek gözlerini kapattı.. Karnındaki bebeği doğurursa kime benzeceğini hayal etmeye çalıştı.. Acaba babası gibi esmer, bal rengi gözlü mü olurdu yoksa Derin gibi kumral mı? Gözlerinin bal rengi olacağı kaçınılmazdı sanki.. Güzel güleceğine de emindi.. çünkü Derin’de O’da güzel gülerlerdi, doya doya.. İstemeden bir kız çocuğu hayal ediyordu.. Saçları uzun dalgalı, bal rengi gözlü, tatlı tatlı gülümseyen..
Kafasını iki yana sallayıp gözlerini açtı. Hayalindeki kız çocuğu yanında oturuyordu.. O kadar uykusuzdu ki halüsinasyon gördüğüne emindi ama olsun.. O kadar tatlı gülüyordu ki.
“Anne, burası neresi?" 
"Akçay" 
Güneş batmıştı.. hava serinliyordu.. Derin hafiften ürperiyordu.. Denizin sesleri daha şiddetli geliyordu kulağına.. karşıya baktığında dümdüzdü deniz.. koyu lacivert.. dolunay vardı uzakta.. ve bir sürü yıldız..
"Anne yıldızlara bak ne güzel. Bak şuradakiler ayıya benziyor" dedi kız çocuğu, tatlı tatlı gülerek.. O da gülümsedi..
"Denizin üzerindeki parıtılar ne?" 
"Yakamoz.”
“Yakamoz ne demek?”
“Denizdeki küçük balıklar" dedi.. 
Yakamozun ne olduğu kendi de 25 yaşında öğrenmişti halbuki.. Çok severdi yakamozu çocukluğundan beri.. Akçay’a geldiğinde hep sabahlara kadar isklede oturur yakamozları seyrederdi.. Akçay hiç bir zaman çok ışıklı ve kalabalık bir yer olmamıştı.. O nedenle yakamoz her zaman görülürdü akşamları.. Önceden ayın suya yansıması zannediyordu yakamozu.. Keşke ona da öyle deseydi.. En azından öyle zannederdi kız çocuğu.. İçinden kendine kızdı.. Şimdi ışığın az olduğu yerde parladıklarını falan mı anlatacaktı halüsinasyonuna..
"Allahım çıldırıyorum sanırım artık.. iyice delirdim.. nolur yardım et varsan” diye içinden yalvardı..
Kız çocuğu masum masum uzaklara bakıyordu.. Gitmiyordu oradan.. buna bir son vermeliydi..
Derin gözlerini kapattı sımsıkı.. Oradan gitmesini istiyordu onun.. Beynini boşaltmak için sayı sayması gerektiğini öğrenmişti.. 
Nefes al 1, nefes al 2, 3, 4, .. 
10’ a kadar zar zor saydı.. Gözlerini açtı.. Kız çocuğu gitmişti.. Rahatladı.. Eliyle karnına dokunup karnını okşadı.. Bu çocuğu doğurmalıyım sanırım! 
dedi içinden.. Oturduğu iskeleden kalktı.. ayakta uzun bir süre daha denizi, yıldızları ve yakamozları seyretti.. Çocuğu olunca ona bazı şeyleri hemen anlatmayacaktı..
Şimdi, onu terk eden adamı aramalıy mıydı? Ona söylemeli miydi bilmiyordu hala.. Elinde telefona bakıyordu.. Akçay’a geleli 5 gün olmuştu hiç arayıp sormamıştı.. Arada facebooka bakıyor, onu online görüyordu ama o zamanda yazmıyordu.. Saate baktı.. Gece 2’ye geliyordu.. 
İskeleden kıyıya doğru yürümeye başladı ağır ağır.. düşünceleri vucudundan daha ağır geliyordu ona.. kafasını zor tutuyordu sanki ayakta.. Elindeki telefonunu sıktı içinden araması için yalvararak.. Sıkarsa çalacaktı sanki telefon.. 
Kıyıya varmıştı ki telefonu çaldı.. O aradığında zil sesi farklı olduğundan hemen anladı.. Yüreğinde ateş topu oluşmuştu sanki, ağzı kurumuştu.. 
“Efendim" diyerek açtı telefonu.. Sesi kırgın ve titriyordu, soğuktan ve heyecandan..
"Seni özledim”
5 gün sonra mı aklına anca geldim! 
O kadar facebooka girdin, bir sürü şey beğendin! 
Anca mı?
 İçtin içtin! Anca arıyorsun!
 Belki yatacak, sevişecek birini bulamadın o yüzden arıyorsun!
demek istedi.. ama hiç birini diyemedi..
“Ben de.." diyebildi sadece.. Kafasında hala hamile olduğunu söylemek istiyordu.. Nerede olduğunu bile bilmiyordu adam.. Hiç arayıp sormadığından haberi bile yoktu.. 
Derken ani bir kararla..
"Ben hamileyim ve bu çocuğu doğuracağım!”  dedi.. bu kez ses tonu kararlı ve sinirliydi.. bunu söyledikten sonra kafası sanki hafiflemişti azıcık.. 
Karşı taraftan hiç ses gelmedi bir süre.. Sonra..
“Neredesin? Hemen geliyorum!" dedi..
Akçay’dayım.
Tamam ben ilk otobüsle geliyorum hemen“ diyip telefonu kapattı.. 
Derin elinde telefon öylece kalakaldı.. Neden oradasın diye bile sormamıştı.. Akçay’ın neresi olduğunu biliyor muydu? Nasıl gelecekti.. Hiç bir şey anlamadı.. Geri aramak istedi.. Vazgeçti.. Sonra telefon tekrar çaldı..
"Balıkesir Akçay değil mi? Bilet alıyorum.”
“Evet”
“Tamam 4 saat sonra oradaymışım. Sabah 6 bucuk gibi yanındayım. Gelince ararım tarif edersin" 
"Tamam” dedi Derin ve telefonu kapattı.. Alarm kurup yatağına yattı.. Geldiği için çok mutluydu.. ama çocuğu aldıralım mı diyecekti? ne diyecekti merak ediyordu. Ne derse desin o çocuğu doğuracaktı.. Sarhoş olduğundan mı geliyordu.. Bir sürü şey düşünerek uyumaya başladı..
Sabah 6’da alarmı çaldı.. Dün gece gerçek miydi diye telefonuna baktı.. Aramalar gerçekti.. Garaj çok yakındı.. Garaja doğru yürüdü.. Beklemeye başladı.. 
Bekledi.. Bekledi..
Saat 8 olmuştu gelen giden yok… Telefonunu tekrar kontrol etti.. Gerçekten iki kez konuşmuşlardı dün gece.. Istanbul’dan gelmek en az 6-7 saat sürer diye düşünerek 9 buçuğa kadar bekledi.. Otobüsler birbirini kovaladı ama “O” gelmedi..
Derin telefonu elinde sımsıkı sıktı yine.. Belki çalar diye.. Saat 10 oldu gelen olmadı.. Otogar’ın orada bir amca geldi yanına..
“Kızım kaç saattir buradasın, acıktıysan gel tost ısmarlayayım" dedi.. Derin duyuyordu ama algılayamıyordu.. Gelecek diye bekliyordu.. Her gelen otobüste içi gıdıklanıyordu sanki.. Ama gelmiyordu.. Orada aç susuz saatlerce bekledi.. Ne bir arayanı oldu ne de gelen.. 
Saat gece 10’ a doğru Derin pes etti.. yürümeye başladı.. denize doğru, iskeleye doğru yürüdü..Kafası artık kaldırmıyordu olanları.. Zor duruyordu ayakta.. Bayılmak üzereydi.. En sevdiği iskelenin oraya kadar yürüdü.. Iskelenin sonununa kadar geldiğinde artık kendinde ayakta duracak güç bulamadı.. Oturdu.. Gözlerini kapadı.. Tekrar açtığında güzel kız çocuğu yeniden oradaydı..
"Anne bak yakamozlar.. Yüzerek onlara gidelim mi?" diye sordu.. Derin başıyla onayladı. Üzerindeki elbisesini çıkarttı, telefonunu ve anahtarını elbisesinin üzerinin koydu.. Kızıyla beraber suya atladı.. birlikte kahkahalar atarak yakamozlara doğru yüzdüler..
Ertesi sabah iskelede elbise, anahtar ve telefonu bulanlar son aramalardan O’nu aradılar açan olmadı.. 

Ankara’da Dalgıç Olmak

Biliyor musunuz en çok dalgıç Ankara’da var.. Deniz olmayan yerde bir sürü dalış okulu var. Bende 2009 yılında dalgıç olmaya karar veren Ankara’lılardanım. Kardeşim ve yelken yaptığım sevgili kaptanlarımla (evet Ankara’da pek çok yelkencide var denize hasret memleket işte..) teorik kursa gittik. Kurs sonrası Ankara’da işler şöyle yürüyor ilk önce havuz dalışı yapıyorsunuz regülatör, BC, maske kullanımına alışmak için ardından mecburen Ankara’yı terk ediyorsunuz ve deniz kenarı dalış bölgesi olan bir yere gidiyorsunuz.

Ben ilk dalışımı güzeller güzeli Selimiye’de (Marmaris) yaptım. Selimiye ufak bir yer olduğundan kaldığımız pansiyondan, dalış teknesine kadar her şey çok güzeldi ve sıcacık bir ortamı vardı. İlk dalışta 5 metreye dalıyorsunuz, benim ilk dalışım ve sonrası tam bir kabustu.

İlk dalışta kısa elbise giymiştim ve 5 metrede dizlerimin üzerine otururken çıyanın üzerine oturmuşum.. Bütün gün bacağım baştan aşağı ağrıyarak gezdim. Bir de tam arıların üreme dönemine denk gelmiş dalış zamanımız tüm dalışımız boyunca tekne arı istilası altındaydı. Ama ilk günün ardından tüm bu kötü şeyleri bir yana bırakıp su altına odaklanınca “iyiki dalgıç olmayı seçmişim” dedim.

Su altı bambaşka bir dünya, sanki rüya görüyorsunuz gibi.. Helede tekne batığı, uçak batığı gibi şeyler varsa.. İlk gerçek dalışımı yaptığım yerde (Amerikalı’nın Koyu) küçük bir motor yat batığı var.. Suyun altında hem sevinç, hem heyecan her türlü duyguyu yaşadım diyebilirim. Sanki bambaşka bir gezegene gelmişim ve orada başka bir hayatı tecrübe ediyorum.. Ben zaten suyun altında şişe görsem heyecanlanan biriyim, o şişe oraya nasıl gelmiş diye teoriler üretiyorum, mesela rakı şişesiyle eğlenen bir grup hayal ediyorum ve insanların daha önce neler yapmış olduklarını düşünmek bana keyif veriyor.

Selimiye’den sonra Kalkan, Kaş, Demre, Bodrum bir sürü yerde pek çok kez dalış yaptım. En çok beğendiğim Bodrum dalışıydı. Bu yaz tüm dalış ekipmanlarımı fuardan almış olmanın keyifiyle de sanırım, su altında bol bol batıklarıyla beni en çok mutlu edeni Bodrum oldu..

Off şu yazıyı yazarken öyle canım çekti ki dalışa gitmeyi, hazır da Cuma akşamıyken dalış olsa da gitsek..

Intralase Lasik Ameliyatımdan 7 Ay sonra

Merhaba tekrardan, göz ameliyatı olalı 7 ay geçti gitti ve hiç bir sorun hala yaşamadım ve umarım bundan sonra da yaşamam.. Yeni gözlerimle bu senenin ilk dalışını yaptım ve tekrar tekrar bu ameliyatı olduğum için şükrettim.. Eskiden lensle ve ya lenssiz yüzmek, dalmak ne kadar işkenceymiş. Hala lens ya da gözlük kullanıp ameliyata uygun birileri varsa Ankara Dünya Göz hastanesini ve Sibel Hanımı tavsiye ederim.. 🙂

Ameliyat Hakkında okumak için diğer yazım;

Intralase Lasik Ameliyatım


Intralase Lasik Ameliyatım

Bir arkadaşıma doktor ismi bakarken Dünyagöz hastanesinin sitesinde lazer ameliyat linkine tıklamış bulundum. Orada güzel bir hesaplama vardı. Gözlük kullanırsan ne kadar, lens kullanırsan ne kadar para kaybedeceğine dair. Önce ona baktım bu zamana kadar milyarlar vermişim lens ve gözlük için.. Sonra merak edip lazere uygun musunuz formunu doldurdum. Resmen form submit tuşuna basar basmaz geri aradılar ve 15 Ekim cumartesi gününe randevu verdiler 1 haftada gözlük takacaksın dediler. 1 hafta gözlükle gezmek tam bir kabustu 10 seneden fazla zamandır lens takan bir insan için. Neyse 1 hafta kabusum bitti muayene oldum. Lens taktığım için gözlerimin uygun olmadığını ama çok kötü durumda olmadığını söyledi doktorum. Bir damla verip 1 hafta daha gözlük işkencesi verdi. 1 hafta daha gözlük kullandıktan sonra 22 Ekim Cumartesi günü Dünya göze tekrardan gittim. Tekrar muayene olduktan sonra ameliyata uygun olduğumu öğrendim ve ameliyata hazırlandım.

Ameliyat o kadar keyifli ve acısız ki anlatamam. İlk kısmı pek hoşuma gitmedi. İlk 1 dakika bir odada 30’ar sn bir şey yapıyorlar onu sevmedim. Hatta tansiyonum düştü bayılacak gibi oldum. Ama 2. kısım çok eğlenceliydi. Sizden yeşil bir ışığa bakmanızı istiyorlar sadece arada kırmızı ışıklar oynaşıyor arka planda yüksek sesli müzik çalarken o yeşil ışık netleşmeye başlıyor. Toplam 4-5 dakika sürüyor bu eğlence ve ameliyat bitiyor. Ya neden bitti çok eğleniyordum dedim resmen. Bir de gözümün yıkanmasını bu kadar seveceğimi hiç düşünmemiştim. Ameliyat bitti masadan kalktım resmen türk filmlerindeki gibi “Aman allahım görüyorum!!” dedim. 🙂 Gerçekten ameliyat bitiyor anında görmeye başlıyorsunuz. Kesinlikle gözünüz uygunsa bu ameliyatı olun derim.

Ameliyattan sonraki 4 saat tam bir işkence 4 saat gözünüzü kapalı tutmanız gerekiyor. Bende ağrı, yanma, kaşıntı gibi şeyler olmadı. Damlalarımı çok düzgün damlattım hala da damlatıyorum. Bilgisayar ekranı gözümü şu aralar çok yoruyor eskiden 4 saat aralıksız bakarken şimdi 1 saat bakınca gözüm ağrımaya başlıyor ama yani ameliyat olalı 3. günüm 🙂

Bunu okuyan birisi olur mu bilmem ama Ankara Dünya Göz Hastanesi ve Op. Dr. Sibel Şalvarlı’yı kesinlikle tavsiye ederim. Fiyat olarak da ilk muayeneme 97 lira ödedim SSK lı olduğum için (%70’ini ödüyorsunuz SSK lıysanız) ameliyatıma da 990€ ödedim. Bence gözlük, lens çilesi çekmek yerine eğer gözleriniz ameliyata UYGUN ise mutlaka ameliyat olmalısınız.

Sevgiler..