Derin

Derin, son zamanlarda artık hiç uyuyamıyordu.. Resmen uykuyu kaybetmiş gibiydi.. Gündüzleri ayakta rüyalar görüyordu ya da halüsinasyon. Emin değildi hiç bir şeyden..
Yaşadıklarını algılayamıyodu. Sindirememişti hiç bir kısmını. Daha bir kaç ay önce mutlu değil miydi onunla birlikte. Şimdi ise tek başınaydı.
“Benim İstanbul’a gitmem gerek, üzgünüm.” diyip gitmişti sadece. Daha sonra Derin onu aradıysa da hiç doğru düzgün konuşmamış, meşgulüm vs gibi laflar etmişti. Sindiremiyordu olanları.. Düşündükçe suratı alev alev yanıyordu, avuçlarının içinden sular akıyodu. Neydi yani kariyer bu kadar önemli miydi? İnsan sevdiğini bir şehirde öylece bırakıp gidebilir miydi, hemde karnında bir çocuk bırakıp UTANMADAN!
Derin, önceki hafta adeti geciktiğinden test yapmış ve hamile olduğunu öğrenmişti. Ardından doktora giderek tekrardan teyit ettirmişti. Ne yapacağını bilememiş ve atlayıp yalnız kalmayı en çok sevdiği yere Akçay’a gelmişti. İş yerindekilere ailevi bir mesele demişti ama ailesinin bile haberi yoktu durumdan. Aradıklarında fazla mesai yaptığını söylüyordu..
Karnındaki çocuğu doğurup doğurmamaya karar verememişti henüz? 
Ne yapmalıydı? Yaşı 30’a geliyordu. Ya bir daha hamile kalamazsa, anne olamazsa diye düşünüyordu. Daha ona söylememişti. Söyleyip söylememeye de karar verememişti. Karşısında huzurlu mavilik olmasa gerçekten delirecekti. Deniz onu biraz olsun sakinleştiriyordu. Gündüzleri hafif esen rüzgar, akşamları üşütse de, tatlı dalga sesleri onun yalnızlığına eşlik ediyordu; bir de karnındaki bebek!
“Kız mı erkek mi acaba?” diye düşündü, daha önce bunu hiç düşünmemiş olmasına şaşarak.. Karnını okşadı. Ona çok kızgındı, kendine de kızgındı ama ona daha çok kızgındı.. Şimdiye kadar hep korunmuşlardı, ama bu kez ne hikmekse olmamıştı ve tam da onun gideceği zamanı bulmuştu.. 
Dalgaların sesini dinlyerek gözlerini kapattı.. Karnındaki bebeği doğurursa kime benzeceğini hayal etmeye çalıştı.. Acaba babası gibi esmer, bal rengi gözlü mü olurdu yoksa Derin gibi kumral mı? Gözlerinin bal rengi olacağı kaçınılmazdı sanki.. Güzel güleceğine de emindi.. çünkü Derin’de O’da güzel gülerlerdi, doya doya.. İstemeden bir kız çocuğu hayal ediyordu.. Saçları uzun dalgalı, bal rengi gözlü, tatlı tatlı gülümseyen..
Kafasını iki yana sallayıp gözlerini açtı. Hayalindeki kız çocuğu yanında oturuyordu.. O kadar uykusuzdu ki halüsinasyon gördüğüne emindi ama olsun.. O kadar tatlı gülüyordu ki.
“Anne, burası neresi?" 
"Akçay" 
Güneş batmıştı.. hava serinliyordu.. Derin hafiften ürperiyordu.. Denizin sesleri daha şiddetli geliyordu kulağına.. karşıya baktığında dümdüzdü deniz.. koyu lacivert.. dolunay vardı uzakta.. ve bir sürü yıldız..
"Anne yıldızlara bak ne güzel. Bak şuradakiler ayıya benziyor" dedi kız çocuğu, tatlı tatlı gülerek.. O da gülümsedi..
"Denizin üzerindeki parıtılar ne?" 
"Yakamoz.”
“Yakamoz ne demek?”
“Denizdeki küçük balıklar" dedi.. 
Yakamozun ne olduğu kendi de 25 yaşında öğrenmişti halbuki.. Çok severdi yakamozu çocukluğundan beri.. Akçay’a geldiğinde hep sabahlara kadar isklede oturur yakamozları seyrederdi.. Akçay hiç bir zaman çok ışıklı ve kalabalık bir yer olmamıştı.. O nedenle yakamoz her zaman görülürdü akşamları.. Önceden ayın suya yansıması zannediyordu yakamozu.. Keşke ona da öyle deseydi.. En azından öyle zannederdi kız çocuğu.. İçinden kendine kızdı.. Şimdi ışığın az olduğu yerde parladıklarını falan mı anlatacaktı halüsinasyonuna..
"Allahım çıldırıyorum sanırım artık.. iyice delirdim.. nolur yardım et varsan” diye içinden yalvardı..
Kız çocuğu masum masum uzaklara bakıyordu.. Gitmiyordu oradan.. buna bir son vermeliydi..
Derin gözlerini kapattı sımsıkı.. Oradan gitmesini istiyordu onun.. Beynini boşaltmak için sayı sayması gerektiğini öğrenmişti.. 
Nefes al 1, nefes al 2, 3, 4, .. 
10’ a kadar zar zor saydı.. Gözlerini açtı.. Kız çocuğu gitmişti.. Rahatladı.. Eliyle karnına dokunup karnını okşadı.. Bu çocuğu doğurmalıyım sanırım! 
dedi içinden.. Oturduğu iskeleden kalktı.. ayakta uzun bir süre daha denizi, yıldızları ve yakamozları seyretti.. Çocuğu olunca ona bazı şeyleri hemen anlatmayacaktı..
Şimdi, onu terk eden adamı aramalıy mıydı? Ona söylemeli miydi bilmiyordu hala.. Elinde telefona bakıyordu.. Akçay’a geleli 5 gün olmuştu hiç arayıp sormamıştı.. Arada facebooka bakıyor, onu online görüyordu ama o zamanda yazmıyordu.. Saate baktı.. Gece 2’ye geliyordu.. 
İskeleden kıyıya doğru yürümeye başladı ağır ağır.. düşünceleri vucudundan daha ağır geliyordu ona.. kafasını zor tutuyordu sanki ayakta.. Elindeki telefonunu sıktı içinden araması için yalvararak.. Sıkarsa çalacaktı sanki telefon.. 
Kıyıya varmıştı ki telefonu çaldı.. O aradığında zil sesi farklı olduğundan hemen anladı.. Yüreğinde ateş topu oluşmuştu sanki, ağzı kurumuştu.. 
“Efendim" diyerek açtı telefonu.. Sesi kırgın ve titriyordu, soğuktan ve heyecandan..
"Seni özledim”
5 gün sonra mı aklına anca geldim! 
O kadar facebooka girdin, bir sürü şey beğendin! 
Anca mı?
 İçtin içtin! Anca arıyorsun!
 Belki yatacak, sevişecek birini bulamadın o yüzden arıyorsun!
demek istedi.. ama hiç birini diyemedi..
“Ben de.." diyebildi sadece.. Kafasında hala hamile olduğunu söylemek istiyordu.. Nerede olduğunu bile bilmiyordu adam.. Hiç arayıp sormadığından haberi bile yoktu.. 
Derken ani bir kararla..
"Ben hamileyim ve bu çocuğu doğuracağım!”  dedi.. bu kez ses tonu kararlı ve sinirliydi.. bunu söyledikten sonra kafası sanki hafiflemişti azıcık.. 
Karşı taraftan hiç ses gelmedi bir süre.. Sonra..
“Neredesin? Hemen geliyorum!" dedi..
Akçay’dayım.
Tamam ben ilk otobüsle geliyorum hemen“ diyip telefonu kapattı.. 
Derin elinde telefon öylece kalakaldı.. Neden oradasın diye bile sormamıştı.. Akçay’ın neresi olduğunu biliyor muydu? Nasıl gelecekti.. Hiç bir şey anlamadı.. Geri aramak istedi.. Vazgeçti.. Sonra telefon tekrar çaldı..
"Balıkesir Akçay değil mi? Bilet alıyorum.”
“Evet”
“Tamam 4 saat sonra oradaymışım. Sabah 6 bucuk gibi yanındayım. Gelince ararım tarif edersin" 
"Tamam” dedi Derin ve telefonu kapattı.. Alarm kurup yatağına yattı.. Geldiği için çok mutluydu.. ama çocuğu aldıralım mı diyecekti? ne diyecekti merak ediyordu. Ne derse desin o çocuğu doğuracaktı.. Sarhoş olduğundan mı geliyordu.. Bir sürü şey düşünerek uyumaya başladı..
Sabah 6’da alarmı çaldı.. Dün gece gerçek miydi diye telefonuna baktı.. Aramalar gerçekti.. Garaj çok yakındı.. Garaja doğru yürüdü.. Beklemeye başladı.. 
Bekledi.. Bekledi..
Saat 8 olmuştu gelen giden yok… Telefonunu tekrar kontrol etti.. Gerçekten iki kez konuşmuşlardı dün gece.. Istanbul’dan gelmek en az 6-7 saat sürer diye düşünerek 9 buçuğa kadar bekledi.. Otobüsler birbirini kovaladı ama “O” gelmedi..
Derin telefonu elinde sımsıkı sıktı yine.. Belki çalar diye.. Saat 10 oldu gelen olmadı.. Otogar’ın orada bir amca geldi yanına..
“Kızım kaç saattir buradasın, acıktıysan gel tost ısmarlayayım" dedi.. Derin duyuyordu ama algılayamıyordu.. Gelecek diye bekliyordu.. Her gelen otobüste içi gıdıklanıyordu sanki.. Ama gelmiyordu.. Orada aç susuz saatlerce bekledi.. Ne bir arayanı oldu ne de gelen.. 
Saat gece 10’ a doğru Derin pes etti.. yürümeye başladı.. denize doğru, iskeleye doğru yürüdü..Kafası artık kaldırmıyordu olanları.. Zor duruyordu ayakta.. Bayılmak üzereydi.. En sevdiği iskelenin oraya kadar yürüdü.. Iskelenin sonununa kadar geldiğinde artık kendinde ayakta duracak güç bulamadı.. Oturdu.. Gözlerini kapadı.. Tekrar açtığında güzel kız çocuğu yeniden oradaydı..
"Anne bak yakamozlar.. Yüzerek onlara gidelim mi?" diye sordu.. Derin başıyla onayladı. Üzerindeki elbisesini çıkarttı, telefonunu ve anahtarını elbisesinin üzerinin koydu.. Kızıyla beraber suya atladı.. birlikte kahkahalar atarak yakamozlara doğru yüzdüler..
Ertesi sabah iskelede elbise, anahtar ve telefonu bulanlar son aramalardan O’nu aradılar açan olmadı.. 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Website Protected by Spam Master